ANASAYFA YAŞAMÖYKÜSÜ FOTOĞRAFLAR KİTAPLAR İLETİŞİM
  ENGLISH

KİTAPLAR

Kalbi Durmuş Zamanda
(Şiir, Everest, 2009)

"Mehmet Yaşın'ın şiirleri, Türk dilinin Anadolu bozkırları üzerine Akdenizli ada ve takım adaları yenibaştan resimler. Türkçe içinde çokdillidir ve ulusal dile, yabancı toprakların arayışını değil, 'Konstantinopoliten', yani Bizanten ufukların keşfini taşır. 'Rumi ruhlar'a atıfta bulunarak Ortodokslarla Müslümanların harmanlandığı bu kültürü olumlar... Ayrışmış parçaları yapıştırmaksızın birlikte düzenler. Gören ve dokunmaya çalışan bu arayış, bir dédoublement duygusuyla, kokuların, tatların, mekânların, öznel ve nesnel isimlerin neredeyse efsanevi gölgesinde yol alır. Onun lirizmi, günlük durumlardan esinlenen bir tinsel konsere, atomların devinimini anımsatan dervişlerin raksına dönüşür. Zümrüdüanka, güneş miti, Şems (Tebrizli Güneş), Rumi'nin ustası temalarını benimser ki bunu da metaforik bağlantılarla ya da hemen farkedilebilecek dolaysız çağırışımların kolaylığıyla yapmaz. Şiirde tahribata dayalı oyunlar ve anlaşmazlıklar yerine, sürekli fiilin yakınlığına özen gösteren Mehmet Yaşın yürekdili kaygısıyla yazar, bunu da kişisel hatırlayışlarındaki şiirselliğin zerafetiyle yansıtır."

- Alain Mascarou (Fransa)
***
ZAMAN VAROLMAYAN BİR ŞEY

Herkesin bir doğumgünü var, seninki de bu.
Gece iner, ölüm susar ötelikte
kendi başına ezan okur birisi. Sesinden çıkaramadığın
erkenci bir kuş öter, bir çocuk
turuncu lülesini savurup geçer rüyandan:
Benim'çin kalk, der, çok uyudun, oynayalım.
Herkesin bir aşkgünü var, seninki de bu.
Öldürüp de hayat verir kimi sevgiler
sende olan O'dur, kilidini açan çocukluktur, işte bu.
Ölü kalkar ölmemiş olduğuna şaşarak:
Zaman varolmayan bir şey, yalnızca bazı anlar var
çoğalır çoğalır sonradan -
Çocuk büyür senin içinde aynı kalarak.


KEDİ ZAMANI

Tüy döküyor yatağına bir aşk büğüsü yaparcasına.
Islak pati izleri, derin tırmıklar
karyola ayağında... Taa rüyana tırmanıp sürtüyor
sütlü memeler'ni göğsüne göğsüne senin.
Kedinin yavrusunu ortaya çıkardığı mevsimdesin.
Yumuşacık, minik bir yumak
nasıl da hırsla tırmalar mırrrr mırrıl mır...
Aşk bir kedidir, kendi oyununa başlar doğduğu anda.
Gider gelir, gelir gider
bir şeyler çalar rüyandan yemeyeceği halde.
Onunla napacağını bilsen,
evlenelim desen olmazzz, ayrılalım o hiç olmaz.
Seni uyandırıp sevişmek istiyor acilen
sırf rüyanı kıskandığından. Boşveriyorsun
çevirdiği dolaba ve sarıyor okşuyor gömülüyorsun...
Kıs kıs gülüyor hınzır mahluk
seni kendisine âşık ettiğ'ne emin ya!
(Keşke insanın elinden bir şey gelse.)
Uyur uyanık yaşayıp gidiyorsun öyle yarı-rüyada. 


ÖPMEK İSTEDİĞİNDE ÖPERSİN

Yerini belli eden kuşun sesini dinliyorsun.
Dalgıcın inemediği, dağcının çıkamadığı
batık fenersin. Tuhaf şey,
ancak dağ başında karşılaşması insanın kendisiyle
ya da denizin dibinde... Öteye yüzüyorsun
plajdaki sınır işaretini aşıp
kendin bir adaymışçasına başka kıyı aramadan.

Tanrı heykelleri, gündelik yakınlaşmalar,
iliklenmesi unutulmuş buluz düğmesi,
buğulu iki kanat, ne olsa bir sana.
Karıştırıyorsun kendini bitkilerle, çakıltaşıyla.
İnsanın çoktan söküldüğü doğada
iç içe yaşayan çekirgeleri, kirpileri de
karıştırıyorsun kendine.
Kumsala açılan sınırı yok makilikte
kumzambağı, kırık bira şişeleri, sazlıklar,
rengârenk poşet cümbüşü nasıl karışırsa birbirine,
aşk da sana karışıyor öyle.
Sarı, ışık mavisi, sedef... Bakıyor bakıyorsun
hiçbir şey karmaşık görünmüyor.
Öpmek istediğinde öpersin            

öpersin öpülmek istediğinde... Daha ileri gitme
kuma saplanır araban. (Gideceksin ama.)


KÜÇÜK-ÖPÜCÜK

Her şey şiir olmalı. Ölürsün! Aşk olmalı, oynamazsın yoksa.
Ve ölüm kadar kuvvetli olmalı hayat. Tek bir şey sanki
şiir ile aşk... Tekleşmelisin her şeyle.
Varoluşun boşluğunda sallanır bir sarkaç,
kâh dağın dorukları, kâh denizin dalgalarıyla çarpışarak.  

Soluğunu tutma gücün tükendikçe sudan çıkmalısın oysa
bir nefes alıp yeniden dalmak için aynı oyuna.
İyi de hayat-öpücüğünü sana vermek zorunda değil kimse.
Ateş ile su arasında yaşayabilen
rüzgâr kanatlı garip bir oyuncu olmak sadece senin meselen.

Böyle diyorsun ya kendini okuttuğun görebilsin istiyorsun
yarılan nârlarla ayağına serdiğin şiiri...
Okuyucular oyalanır oysa şiir sanatının şu'su, bu'suyla
ve o ayrıntılar aşkına bir de öpücük kondururlar sana, arada.
Küçük-öpücükleri biriktiriyorsun

büyük bir öpüşmeye dönüşeceğ’ni umarak.    [Ama bir şey çıkmaz
öpüşmekten.]


HATA

Birdenbire uyandın. N'oldu?
Oda dönüyor gizli geçitler varmışçasına
ortasında, kapısı bulunmayan...
Saat kaç? Karanlık.
Rüyasında insana dönüşmüş denizoğlanısın,
derinden bir ağrı... Ayaklar'nın ağırlığı
yatağa çiviliyor seni. Uyuyamıyorsun da.
Yoksa bir şey mi devrildi mutfakta?
Fareler?.. Başka aile-evleri nasılsa
seninki de yarın işbaşı yapmak üzere
uykusunda... Gürültüyle düşüp
kendi rüyanı bölen sen olmayasın sakın?
Gündüzleri duymazdan geldiğin
sesini de kendin çaldın... Kaskatısın,
kaldıramayacağın kadar ağırlaşmış ruhun
buzdolabından daha ağır.
Sen bazı hatalar yaptın hayatında,
ama tam olarak ne?..
(Rüyana dön, belki bulursun cevabını.)
ANASAYFA YAŞAMÖYKÜSÜ FOTOĞRAFLAR KİTAPLAR İLETİŞİM