ANASAYFA YAŞAMÖYKÜSÜ FOTOĞRAFLAR KİTAPLAR İLETİŞİM
  ENGLISH

KİTAPLAR

Kıbrıslıtürk Şiiri Antolojisi
(Antoloji ve inceleme, 1994, YKY)

"Gerek düzenleniş, gerek kapsam, gerekse yorumlanış açısından bir ilk özelliği taşıyan Kıbrıslıtürk Şiiri Antolojisi, ükemizin yazın dünyasında büyük bir eksikliği gideriyor. İlk göze çarpan, kitabın başındaki 'Kıbrıslıtürk' tanımlamasının yazılış biçimi. Kıbrıslı ve Türk sözcükleri birleştirilerek tek sözcük olarak yazılmış. Mehmet Yaşın'ın böyle bir sözcük yaratması, Kıbrıslı Türk kimliğini sadece siyasi ve ulusal yönelişleriyle değil, kültürel, sosolojik ve coğrafik farklılığı da içeren kendine özgülük gerçeği ile açıklamaktan kaynaklanıyor... Yaptığı ilginç saptamalardan birincisi: Misak-ı milli hudutlarıyla sınırlı olduğunu söylediği 'Türk Edebiyatı' tanımlaması yerine 'Türkçe Edebiyat'ı koymasıdır. İkincisi ise, buradan hareketle, 'Merkez-Çevre' ilişkisini edebiyat merkezinin 'içerisinde', 'dışarıdan' bir kimlikle sorgulamasıdır.

- Hakkı Yücel (Kıbrıs)

"Kıbrıs şiiriyle ilgili çalışmalarından hareketle 'üveyanadil' kavramını türeten Mehmet Yaşın, bölgesel bir olgu ötesinde, dille ilişkili önemli bir evrensel durum üstüne tespitler yapıyor. Çokkültürlülüğü aşkın bir melez kültür boyutuyla kavramsallaştırdığı 'üveyanadil', rahatlıkla İtalyanca ve diğer Akdenizli edebiyatlara uygulanabilir.

- Costanza Ferrini (İtalya)

***
(...)

II. GELENEKSEL KIBRISLITÜRK ŞİİRİ

II.i. HALK ŞİİRİ

Türkülerin Özellikleri:

Kıbrıslıtürk halk edebiyatı incelenirse, masalların, tekerlemelerin, çocuk şarkılarının, bilmecelerin, atasözü ve deyişlerin bile şiirsel bir yapıya sahip oldukları görülecektir. Ortak tarihsel gelenekleri ve toplumsal varlığı sürdürmek endişesiyle, anonim edebiyatın öne çıktığı öbür azınlık toplumları gibi, Kıbrıslıtürklerde de, en birikimli edebiyat türü 'Anonim Halk Şiiri'dir.

Türkî halklarda rastlanan, 4 dizeli, 7 heceli, 'aabb' uyaklı manilerle kurulmuş çatışmaların yanı sıra, dikkate değer türküler de vardır. Karanfiller, güller, bülbüller ve turnalarla Kıbrıs'a gelen Türk manilerine, Adada nergisler, zeytinler, portakallar, kumrular, kırlangıçlar karışır. Manilere incelik kazandıran bir kadın sesi gizliden gizliye işitilir. Sadece kadın ağzından çağırılanlarda değil, erkeklerin çağırdığı manilerde de, kadınlar genellikle olumlanır. Denebilir ki, Türk şiirindeki baskın erkek sesi, Kıbrıs'ta göreceli olarak yumuşar.

Türküler, tıpkı Anadolu, Trakya, Makedonya, Kafkasya türküleri gibi, çoğunlukla 4'er dizelik, bazen 3'er, 5 ya da 6'şar dizelik kıtalardan, bazense 2'şer dizelik beyitlerden oluşur. Hece vezinleri, 7/8/9/10/11 ölçülerinde olup,  'aaba/abab/abcb/aaaa/aaa/bb/ababa/abaaab gibi çeşitli uyak düzenleriyle kurulur. Bunlar tematik, biçimsel özelliklerine, imge ve metaforlarına göre, Doğa Deyişli Türküler, Aşk ve Hasretlik Türküleri, İş Türküleri, Oyun Türküleri, Askerlik Türküleri şeklinde sınıflandırılabilir. Ayrıca, türkülerle bağlı ninniler, büyü duaları ve ağıtlar da belirtilmelidir.  

Çatışmanın Çoğul Kimlik ve Kökeni:

Bir görüşe göre, Adada yaygın olan çatışma (karşılama ya da mani atışması), Kıbrıslırumlara, büyük olasılıkla Kıbrıslıtürklerden geçti. Çünkü, Elen edebiyatında, çatışma şiirlerinin mani kaynaklı yapısal özelliklerini taşıyan bir şiir türüne rastlanmıyor. Çatışmaların temelinde, ilkçağdan beri, bütün Türkî halklarda yaygın olan maniler, yani genellikle 'aaba' uyaklı ve 7 (4+3) heceli ve 4 dizeli kıtalardan oluşan bir şiirsel düzen ve giderek simgeleşmiş bir imgeler grubu vardır. Çatışma türküleri icra edilirken çalınan müziğin ritmik özellikleri, çoğunlukla Anadolu Türk halk ezgileriyle bağlantılıdır. Kıbrıslırumların 'çattizmada' ya da 'çatizmos' dedikleri bu şiirlerin adı dahi, Türkçedeki "çatışma" sözcüğünden gelir.

Bir başka görüşe göre ise,  çatışma geleneği, Anadolu'daki Rum Demotiki (Halk) şiirinin 'Akritiki' türünden gelir. Bunların asıl adı, karşıt görüşler öne sürmek anlamındaki "antikristos"tur. Elen kaynaklı bu şiir ve icra müziği, Anadolu'da Türkler tarafından da sürdürülmüştür. Elence çatışmalar, genellikle 15'er (8+7/8+7) heceli beyitlerden oluşur. Bazen, 4'er dizelik bir yapıya da rastlanır. Çeşitli sayıdaki beyitten (ya da kıtadan) oluşan dizelerle şiir istendiği kadar uzatılabilir. Bu ise, Elence şiirdeki 'dekabendesillavo' (onbeşheceli) türüne ait olduklarını kanıtlar. Kaldı ki, hem Kıbrıslırum, hem Kıbrıslıtürk kökenli 'piitarides'lerin söylediği çatışmalarda,  Eski Elencenin izleri görülür. Bu da, Homerik döneme dayandıklarını doğrular. Çatışmalar, Rum-Ortodoksların geleneksel törelerinde yüzyıllardır çağırılır.

Sonuç olarak şu söylenebilir: Zengin Kıbrıslıtürk çatışmaları, Anadolu'daki Türk âşıkları tarafından geliştirilen manilere yakındır. Bununla beraber, Kıbrıs'ın Elen ve öbür kültürleriyle de etkileşim içindedir. Kıbrıslırumlar, bu şiiri ilkçağda Fenike kaynaklı Astarte (Aphrodite) kültü, ortaçağda Latin festivalleri ile kaynaştıran, ama günümüzde Rum-Ortodoks törenine dönüştürülen Kataklismos'ta (Deniz Panayırı) icra ederler. Böylece, Adanın çok-kültürlülüğü, hâlâ yaşayan halk şiirinde kendini gösterir.

Bu saptama, edebiyatta 'polysystem' (çoğuldizge) ya da merkez-çevre kuramını geliştiren İtamar Even-Zohar'ın, merkez(ler) ve çevre(ler) arasındaki ilişkiyi, karşılıklı ve çok boyutlu bir dinamizm içinde ele almakta ne kadar haklı olduğunu da kanıtlar. Başka dillerden çevrilen ve aktarılan 'ikincil önemdeki' şiirler, bazen bir dilin 'birincil önemdeki' şiirine temel kaynak olabilir. Ulusal edebiyat kuramcılarının öne sürdüğünün tersine, sadece bugünün modern ulusal şiiri değil, ama onun tarihsel kaynağı diye gösterilen eski şiir gelenekleri de, hiçbir zaman tek bir etnik, dinsel kültür ya da dil kökenine bağlı olmamıştır. Bir adım daha ileri gidilirse, Kıbrıslıtürk "Aşk Çatışmaları" ile 15. ve 16. yüzyıllardaki Kıbrıslılevanten "Erotik-Aşk Soneleri"nin, Kıbrıslı halk şiirinde oynadıkları rol arasında benzerlik  kurulabilir: Her ikisi de, Elen olmayan bir edebiyat geleneği çerçevesinde gelişmiş, ancak Kıbrıslırum lehçesi ile söylenerek ve Rum-Ortodoks halk şiirinden etkilenerek, Kıbrıslırum şiirine katılmıştır.

Mustafa Gökçeoğlu'nun Tezler ve Sözler adlı kitabında aktardığına göre, birçok bölgede, sözgelimi bugün "Hayalet Şehir" denen bir zamanların festivaller kenti Maraş'ın Deve Limanı'nda, Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk panayırcıları, her yıl ortak bir çatışma yarışması düzenler ve maniciler kıyasıya çekişirmiş. Bu tür ortak toplumsal ve kültürel olaylarda, genellikle Kıbrıslırumların ve Adada 2700 yıllık geçmişe sahip Elencenin ağır basması gibi nedenlerle, çatışmalar, Kıbrıslıtürkler tarafından da Kıbrıslırumcası çağırılmış olabilir.

'Piitarides' çatışma geleneğinin, muhtemelen son iki-toplumlu yapıtlarından olan "Mehemmedo ile Azina Çatışmaları", 20. yüzyılın ilk yarısına aittir. Kıbrıslırumların tanınmış halk şairlerinden Haralambos Azinas'ın, konusunu Kıbrıslıtürklerden alan 8 tane önemli destan ve türkü kitabı vardır. Bunlar arasında "Mehemmedo ile Azina Çatışmaları"nın yer almaması, söz konusu kitaplaşmamış şiirin Mehemmed Mulla Ali'ye ait olduğunu doğrular niteliktedir. 1950'lerden sonra gittikçe şiddetlenen toplumlararası çatışmalar, şiirsel 'çatışma' ortaklığını sekteye uğrattı. Hem Rum, hem Türk taraflarında kurumsallaşmış-edebiyat (kanon) dışı olmakla birlikte, tüm Kıbrıslıların tanıdığı Mehemmed Mulla Ali (Mehemmedo) ile Haralambos Azinas (Azina) hakkında, Bekir Azgın, "Politika ve Folklor" başlıklı makalesinde şöyle bir değerlendirme yapar: "İki halk ozanı arasındaki bu söyleşi [buluşup çatışma söyleme], okuma-yazma bilmeyen köylünün hazır cevaplığını, espri anlayışını, hikmet ve irfanını sergilemektedir." (Kültür Sanat Dergisi, s.8-15)    

Azina:

    Gece gündüz demez düşünürüm
    Çözmeyim diye bu bilmeceyi
    Nasıl olur da gökyüzü
    Öyle düşmeden durur yukarıda?
    Mehemmedo:
    Seniñ aklıñ işde o kadar keser
    Ermez daha fazlasına
    Bilmeñ ki gökyüzü asılı durur
    Tanrı'nın gancalarında.

Kıbrıslıtürk Destanları:

Türkçe yazılan Kıbrıslıtürk destanları, gerek konu, gerekse biçimleriyle büyük ölçüde geleneksel Türk destanlarını çağrıştırır. Ancak, Kıbrıslıtürkçesiyle söylenmiş olmaları, yerel aşk ve eşkıyalık olaylarından söz etmeleri ve Anadolu'ya göre daha yumuşak, iyimser ya da umarsız bir bakış açsını yansıtmalarıyla farklılaşır.

Aşk ve Eşkıyalık Destanları'nın en yaygınları arasında, yakın zamanlara kadar halk ozanı, aslında derleyici ve icracı Mustafa Aynalı tarafından sazlı-sözlü söylenen, "Hasan Bulliler Desanı", "Arap Halid'in Destanı/Gülsüm Hanımın Destanı", "Midas Destanı", "Doktor Behiç'in Destanı", "Polis Destanı", "Ana ile Muallime Kızın Katli Destanı" sayılabilir.
Dinsel Destanlar'ın en önemlisi "Adem ile Havva Kıssası"dır. Anış, Yaşam, Tören Destanları olarak sınıflandırabileceğimiz destanlar, "Tercüman Destanı", "Kıbrıs Yaş Destanı", "Okul Destanı", "Alacaklı ile Verecekli Destanı/Dolandırıcı İşi Destanı" ve  ''Hayır Etmezin Destanı'dır. Bir de, Yemek Destanı diyebileceğimiz "Açgözlü Destanı" vardır. Kıbrıslıtürk edebiyatının dikkate değer özelliklerinden olan canlandırmacılık, cinsellik, şaşırtmacılık, yergicilik ve sözünü sakınmazlık bu tür destanlarda görünür. Burada, Mikhail Bakhtin'in Karşılaştırmalı Edebiyat incelemelerine ve yazınsal merkezde kanonlaşmış 'yüksek edebiyat'ın anlaşılmasına katkı yapan Rabelias and His World adlı kitabı ile diğer çalışmalarındaki bir saptamaya değinilmelidir: Toplumsal hiyerarşide 'aşağı' (düşük) sayılan kesimlerin şiiri, 'yukarıdakilerin' (yüksek) iktidarını pekiştirmeye yarayan ahlak ve estetik kurallarına pek aldırmaz. Kimi zaman 'kitch' (arabesk), kimi zaman 'düşük' sayılan anonim halk şiiri, Kıbrıs'ta da görüldüğü üzere, toplumsal değer, ahlak ve hayat anlayışı açısından her şeyi açıkça yazmanın mümkün olduğu bir alandır.

Kıbrıslıtürklerin pek sevdiği kısa ve didaktik Hayvan Destanları ise, zekice fantezi ve alaycılıklarıyla, Elen ve Latin dillerindeki eski 'fabilus' türünün Kıbrıslıtürklere özgü bir örneği gibidir. En yaygınları, "Ol Sinek Destanı", "Sıçan Destanı", "Kurbağa Tekerlemesi", "Kedisözü" ve "Horozun Destanı"dır. Adada yaygın olmasına rağmen, Anadolu Türk edebiyatında bu türe daha az rastlandığından, kendini, merkezi edebiyatın (metropolün) çevresi (periferisi) olarak konumlayan Kıbrıslıtürk edebiyat kanona ait 'yerel' yayınlar, hayvan destanlarına yer vermez.

Tahmin edileceği üzere destanlar, efsanelerle de ilişkilidir. Kıbrıslıtürk halk edebiyatında hayvanlarla bağlantılı 12 kadar efsane ("Yılan Adası", "Keklik Gelin", "Peygamberin Köpeği", "Kedi, Köpek ve Sıçanın Düşmanlığı", "Baykuş ile Şahin", "Bendaşino Yılanı", "Boynuzlu Yılan", "Kırlangıcın Ahı", "Kanatlı Şahmerana Dönüşen Prenses", "Abi Deresini Bekleyen Çift Başlı Yılan", "Kuş Denizinin Kızları", vb.)  var. Bunlar, Kıbrıs'ın eski kültür ve inançlarına göndermeler içerir.

Kıbrıslırumcasıyla Söylenmiş Destan ve Şiirler:

Resmi anlayışı aşamayan yayınların çoğunda yer verilmeyen destanlardan biri de, Kıbrıslıtürk 'piitarides'lerin Kıbrıslırumcasıyla ve Elen halk şiiri gelenekleri içinde söylenmiş eserleridir. Bunlardan bazılarının adlarını Türkçe çevirisiyle anmak gerekirse: "Hrisofi ile Emine Destanı" (anonim), "Aşağı Arodesli Yusuf'un Katli Destanı" (Mehemmedo), "Gökyüzü Türküsü", "Kıbrıs Destanı" (Hasan Şeyh Derya), "Tembelliğin Satirik Destanı", "Didaktik Şiir" (Lurucinalı Musafa Ramadan Yaggula), "Öğüt Destanı" (Talat Cafer), "Ali Dayı'ya Ağıt" (Meryem Ali), "Rauf ile Celal Ağıtı" (anonim), "Lurucina Çatışması" (anonim ve Yusuf Akandere), "Delikanlı ile İhtiyar Çatışması" (anonim), "Gulumbara Kahvehanesi Çatışması" (anonim), "Öpüşme Çatışmaları" (anonim) vb. sayılabilir. Bu destan ve şiirler, genellikle aa/bb/cc uyaklı çok sayıdaki beyitle ve 'dekabendesillavo' (onbeşheceli) olarak yazılmıştır. Bir özellikleri ise, araya, destan karamanlarının kendi ağzından söylenen ayrı diyalog dizelerinin girmesiyle yaratılan dramatik atmosferdir.

Kıbrıslıtürklerin kökeninde belli bir yer tutan ve Adadaki eski Latin (Lüzinyan Fransız, Venedik İtalyan) halkın devamcısı sayılan, aynı anda hem Katolik, hem Müslüman olan Linobombaki köylerinde (Kırmızı Köyler), ayrıca, yalıtılmış bazı Karpaz, Dillirga, Baf kökenli köylüler asında, hâlâ Kıbrıslırumcasıyla destan ve türkü söyleyen halk şairlerine rastlanır. Ne yazık ki, söyledikleri şiirleri, Latin ya da Elen yazı karakterleriyle basacak hoşgörüye ya da olanağa sahip bir Kıbrıslırum ya da Kıbrıslıtürk basımevi bulamakta zorlanan bu son 'piitarides'ler,  şiirleriyle birlikte yitip gidiyorlar. Lurucinalı Mustafa Ramadan Yaggula'nın, Adada milliyetçiliğin tırmandığı 1950'lerden önce, Mustafa Muzaffer imzasıyla yayımladığı Piima Morfotiko [Didaktik Şiir] (1945) adıyla bilinen, ama üzerinde sadece şairin adı bulunan kitapçık, bugüne ulaşan son önemli Kıbrıslırumcası yayımlardandır. 2

Kıbrıslırumcasıyla söylenmiş destanların yanı sıra, türkü ve ağıtlara da rastlanır. Ama bunların, Kıbrıslıtürk halk şiirinde belirleyici olmadığı ve büyük ölçüde geleneksel Türk şiirinden etkiler taşıdığı belirtilmelidir.

Anonim Destanlara Katkı Yapan İcracılar:

Mustafa Aynalı, anonim sayılan Türkçe destanların bir kısmını kendisinin yazdığını söyler: "Destan yazmaya 25-30 yaşlarında başladım. Destanlarım, Hasan Bulliler, Halit Arap, Adem ile Havva, Açgözlü ve Polis destanlarıdır." Romans Mapolar'ın, Mustafa Aynalı'yla röportajlarının yer aldığı 7-19 Temmuz 1963 tarihli Devrim gazetelerinde, 1965'de Hasan Şefik Altay'ın cep kitapçığı Kıbrıs Türk Şiiri Antolojisi için yaptığı söyleşilerde bu iddiasında ısrar eden Aynalı, birçok araştırmacıya göre, şairden çok, bir icracıdır. Bununla beraber, Mustafa Aynalı'nın anonim ve eski âşıklara ait destanları icra etmekle kalmadığı, bunları çağırırken yeniden yaratıp çoğalttığı bir gerçektir. Sözgelimi, bu antolojideki "Halid Arab'ın Desanı"nın köşeli parantez içinde yer alan son üç kıtası Mustafa Aynalı'nın doğrudan kendisinden söz ettiği bölümdür. Mustafa Aynalı'nın yanı sıra, Hafız Cemal Lokmanhekim'in de Hasan Bulliler ve Halid Arap destanlarını kaydettiği biliniyor.

Aynı biçimde, "Adem ile Havva Kıssası"nın esas bölümleri, günümüze sadece adı ulaşabilen eski halk şairlerinden "Sukûti"nin (Sukûti İsmail Ağa) imzasıyla biterken, buna sonradan eklenen köşeli parantez içindeki son bölümde ise, destanın icracılarından biri olduğu anlaşılan "Ömer" adı geçiyor. Sukûti İsmail Ağa'nın 19. yüzyılda, tıpkı Mustafa Aynalı ile Ahmet Babacan'ın 20. yüzyılda oynadığına benzer bir icracılık ile yaratıcılık rolünü bir arada oynadığı varsayılabilir. Değişik icracıların kaydettiği metinlerin karşılaştırılmasıyla antolojiye aktarılan destanlarda, farklı varyasyonlar köşeli parantezlerden izlenebilir.

Destanları koruyup, kendi katkısıyla geliştirenlerden biri de, gardiyan Ahmet Babacan'dır. Bir şiir defterciğine kaydettiği destanlar arasında, "İbrahim Ali Destanı", "Halid Arab Destanı/Gülsüm Hanım Destanı", "Doktor Behiç'in Destanı", "Hasan Bulliler Destanı" gibi anonim destanların varyasyonları yer almaktadır.

İstihraçlar, Büyü Duaları, Kitabeler, Ölü Kahraman Türküleri:

Anonim halk şiirinde, üslup olarak eski büyü şiirleri ile destanlarını kaynaştıran, hem ilkel inanışlara, hem İslam dinine dayanan istihraç adlı kehanet şiirleri de var. Bunlar, Rumca ve Latince sözcükler içeren ve Adanın İslamiyet öncesi batıl inanışlarıyla bağlantılı olan büyü dualarından farklıdır. Benzerlerine Anadolu'da rastlanır. Kitabeler (mezar-taşı yazıtları), ilahiler ve dualar da birer şiir niteliğindedir.

Geleneksel şiirlerin birçok imge, metafor ve simgesi, Türk şiiriyle bütünlük içindedir. Şiirsel kuruluş, uyak düzeni ve yapısal özellikleri açısından neredeyse Türk şiirinin tıpkısıdırlar. Sadece kimi özgün imgeleri, söyleyiş biçimleri, dilleri, Kıbrıslıların yaşam tarzını yansıtan duyarlıklarıyla farklılık gösterirler. Örneğin, Türk halk şiirinde kahramanlık ve savaşlar önemli bir motifken, Kıbrıs'ta bunu bulabilmek çok güç ya da halk edebiyatı araştırmacısı Mahmut İslamoğlu tarafından saptanan "İzmirli Küçük Asger" türküsünde olduğu gibi Türkiye kaynaklıdır. Ölü kahramanlar, Türkiye'dekinin aksine pek yüceltilmez. Halk şiirleri, kimi zaman hüzünlü bir bilgelikle insanın yalnızlığından söz etse de, aslolan çok renkli bir dille öne çıkan ironi, erotizm ve doğayla özdeşleşmedir.

Çağdaş Kıbrıslıtürk Şiiri döneminde, özellikle 'Milliyetçi Şiir' hareketi tarafından sıkça kullanılan Bayraktar ve Cambolat (Canbolat) efsaneleri, edebiyattaki yaygınlığını ulusçuluğun yükselişine koşut, Kıbrıslıtürk seçkinleri tarafından yeniden yaratılmalarına borçludur. Halk şiirinde yer almayan bu iki ölü kahraman mitini ilk kez şiirde kullanan Necmi Sagıb Bodamyalızade'dir. Şiirsel anlamda kanonlaşması ise, Özker Yaşın'ın kitaplarıyla olmuştur.

Resmi Söylemler Dışındaki Çok-Dilli, Çok-Kültürlü Kaynaklar:

Bu antolojinin, diller ve kültürler arası bir edebiyat incelemesi olarak ortaya çıkması, güncel bir yazınsal kurama uymak niyetinden değil, Kıbrıslıtürk edebiyatının doğasından kaynaklanıyor. Bugüne kadar, Kıbrıs'taki edebiyatların, çok-dilli, çok-kültürlü boyutuyla analiz edilmemesi, Elen ve Türk ulusçuluklarının, böyle bir incelemeye, ne pratik alanda, ne de zihinsel planda izin vermemesindendir. Haşmet Gürkan, Kıbrıs Tarihinden Sayfalar adlı kitabının "Linobombakiler" bölümünde, Linobombaki halkını, Rum yapmak için Rum-Ortodoks Kilisesi'nin 1880'lerde, onları Türk-Müslüman yapmak isteyen Türk otoritelerinin ise, "Türk toplumu içinde milliyetçilik cereyanının güçlendiği 1920'lerden sonraki dönemde" faaliyetlerini hızlandırdığını söyler.

Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk halk edebiyatında merkezi rolün Kırmızı Köyler'de (Kokkino Horia) oluşu, Linobombaki kökenli halk şairlerinin hiç değilse iz bıraktığını gösterir. Antolojide yer alan "Kıbrıslılar" adlı manzum-masalın orijinal kaynağı muhtemelen Linobombakilerdir. Yine 'Satirik (Fıkralı) Meselcikler' alt başlığı altında sunulan "Hırsız Fandis ile İstincolu Kadıncık" adlı manzum masalın dili de, sözcüklerin peşine düşmesini bilenler için, Kıbrıs tarihinde yolculuğa benzer: Önce, hırsızın adı 'Fandin' ile ışımak anlamındaki Elence 'fanin' arasında söz oyunu yapıldığı izlenimi edinilir. Ege adalarındaki Rumca türküleri çağrıştıran tekerlemede, Levanten adası Sakız (Hio) ile İstinco köyü (stin-Hio) arasındaki ses benzerliği dikkat çeker. Acaba, "Sakız'da gün ışıyor" diyen kadının sözlerini, "Fandis İstinco'da göründü" biçiminde mi anlıyor hırsız? Ama hayır, esas tekerleme, kâğıt oyununa bağlı. Kıbrıslıtürkçesinde iskambildeki 'oğlan', İtalyanca delikanlı anlamına gelen 'fandi'dir. Sözcük, 'Afendi'yi de çağrıştırır. Bu da, hem Türkçedeki 'efendi', hem Rumcadaki 'İsa-Tanrı (Lord)' anlamına gider. Rüyasında, "Bu bir, bu iki, bu da fandi (yani hem kâğıttaki 'oğlan', hem hırsızın adı olan Fandis, hem Afendi)" diyen kadının, aslında kâğıt oynadığı anlaşılır. Muhtemelen, koyunlarının Fandis tarafından çalınıp çalınmayacağı hakkında iskambil falı açıyordur. Bu dilsel çağrışım zenginliğinin kaynağı, Kıbrıslıların 'hybrid' (melez) bir toplum oluşunda aranmalı.

Osmanlıların Adada tımar sahibi ettiği ilk askerlerden bazılarının mağlup Venedik ordusundan İslam'a dönenler arasından çıktığı, ayrıca, 16. yüzyılda, bugünkü bazı Kıbrıslıtürk köylerine sahip ağaların da, Osmanlı toprak sistemiyle bütünleşen Lüzinyan senyörler olduğu biliniyor. Ne var ki, Kıbrıslıtürk halkının, Rum-Ortodokslardan devşirildiğini öne süren resmi Kıbrıslırum görüşü gibi,  bütünüyle Anadolu'dan Adaya göçürülmüş Türk-Müslümanlar olduğunu kabul eden resmi Kıbrıslıtürk görüşü de, bunu inkâr ediyor. Ulusçuluk ideolojisinin inkârcı yaklaşımlarının, Kıbrıslıtürk şiiri açısından yarattığı sonuç, Anadolu-Türk-İslam kaynakları dışındaki kültür, edebiyat ve dil zenginliklerinin ve farklı şiirsel mirasın ciddi biçimde incelenemeyişidir.

Anlaşılacağı üzere, resmi ya da 'saygın/yüksek' edebiyatın dili, estetiği, kaynakları ve ideolojisiyle birlikte, mutlak bir merkezi güç haline dönüşmesi ulusçuluk hareketiyle koşuttur. Kıbrıslırumlarda kabul gören edebi yaklaşımlar, Kıbrıslıtürklerdekinden daha bilimsel sayılamaz. Kıbrıslırumlar, Adada yüzyıllardır Elence dışında bir şiir geleneği bulunduğunun, Semitik, Latin ve Türk dillerinde şiirler yazıldığının pek farkında değiller. Bu nedenle, Kıbrıslırum şiiri anlamında kullandıkları 'Kıbrıslı Şiiri' kavramını, Elen şiiri ile aynı şey olarak algılıyorlar. Bu Elen ulusçusu yaklaşım, sadece devletin yayınlarına değil, 'Cyprus PEN' ve sol eğilimli 'Kıbrıslı Yazarlar Birliği' yayınlarına da egemendir. Bu noktada, Kıbrıslıtürklerin, Kıbrıs'ın bütününe tam bir kültürel entegrasyonunu öneren Kıbrıslırum görüşünün yanıtlaması gereken sorular var:

Kıbrıslıtürk şairler, sadece Elen edebiyat geleneklerini benimseyen, Elence yazılan ve de zaten kendisi entegrasyon arayışı içinde olan Atina merkezli bir 'Kıbrıslı Şiiri'nin, niye az(ın)lığı ya da çevresi olsunlar? O zaman, Lefkoşa'nın Rum kesimindeki 'taşralı' edebiyat aracılarına gerek kalmaksızın, doğrudan doğruya Atina metropolüyle ilişki kurabilirler. Yok eğer, kültürel entegrasyondan kastedilen, farklılıkları koruyan uyumlu bir birliktelikse, Kıbrıslırum edebiyat otoriteleri, kendi şiirlerinin adına 'Kıbrıslı' değil, 'Kıbrıslırum Şiiri' demeli ve Adadaki Semitik, Latin, Türk, İngiliz vd. dillerdeki şiirlerin de, en az kendilerininki kadar Kıbrıslı olduğunu kabul etmelidirler. Belki, biraz da bu nedenle, 'Çağdaş Kıbrıslırum Şiiri', Kıbrıslıtürk şairler üzerinde, merkezi edebiyat düzeyinde bir etki yaratamıyor.

Öte yandan, Osmanlı döneminde Türkçenin devlet dili oluşu nedeniyle, Kıbrıslırumlar tarafından devlet büyüklerine ithaf edilen Türkçe methiyelere ya da konusunu Türklerden alan destan, türkü, çatışma ve ağıtlara rastlanır. Ancak, bu şiirlere Kıbrıslırum edebiyat kaynaklarında pek yer verilmez. Sözgelimi, Yiannis Hristos Malta'nın "Nasreddin Hoca Manzum Şiirleri", yine Nasreddin Hoca konusunda Hristos Stavrinides'in yayımladığı iki ayrı şiirsel hikâye kitapçığı, Theodora Haraklidiou adlı kadın 'piitarides'im "Hristofi ile Emine'nin Ölümcül Sevda İhtirasları" ve "Teonitza ile Emine'nin Türküsü" adlı geleneksel şiirleri,   Himonitis'in "Karagöz'e Göre" başlıklı manzum şiiri, Teralı 'piitarides' Hristos Çapuras'ın, Türkçesinden farklı biçimde söylediği "Midas Destanı" ile dört ayrı kitapçık halinde yayımladığı "Hasan Bulliler Destanı", Yorgios Paraskeva ile Maros Pandellis, Hristoforos Kukullis, Krofadias gibi 'piitarides'lerin Kıbrıslıtürkler hakkındaki eşkiyalık, cinayet, ağıt gibi konulardaki yapıtları ve daha onlarca kitapçık, Kıbrıslırum halkı arasında bilinmese de, Kıbrıslırum edebiyat kanonunda anılmaz.

Edebiyat kurumsallaşmasının yeterli olmadığı benzer azınlıklarda görüldüğü üzere, sürekli bir şiir-edebiyat dergisi yaşatamayan Kıbrıslıtürk toplumunda, bir Halkbilim dergisinin düzeli yayımlanması ilginçtir. 1943'lerden sonra Türk kimliği, 1974'lerden sonra da Kıbrıslı kimliği arayışları, hep halk edebiyatı çalışmalarıyla birlikte yürütülmüş, bu konuda birçok yayın yapılmıştır. İlk dönemde, Kıbrıslıtürklerin 'Türk' yanına vurgu yaparak, Kıbrıslırumlardan farklılığı ispat edilmeye çalışılır. İkinci dönemde ise,  vurgu 'Kıbrıslı' yana konarak, Türkiyelilerden farklılık ispatlanmak istenir. Söz konusu halk edebiyatı araştırmaları, genellikle, şu ya da bu anlayışla bir ulusal kimlik ibraz etmeye ya da dolaylı yoldan kimlik ibraz eden folklorik, etimolojik, linguistik, antropolojik derlemeler yapmaya yöneliktir.

Yazınsal Kanonun Halk Şairi: Kıbrıslı Âşık Kenzi:

Günümüze ulaşabilen başlıca halk şairine gelince, bu Kıbrıslı Âşık Kenzi'dir. 1785-1795 yılları arasında doğduğu sanılan Kenzi, İstanbul, Atina, Edirne, Üsküp, Antalya gibi kentlerde dolaşır. Bektaşi tarikatından 'feyz' alır. Ama mistisizm dışında yazdığı çeşitli toplumsal konulardaki şiirleriyle tanınır. Kırk beş yaşında ölünce yarıda kalan 'Divan'ında şarkı, semaî, koşma, türkü, tarih ve destanlar bulunur. Bir halk ozanından çok, 'şehirli şair' ya da Osmanlı ulema mensubuymuşçasına kaleme aldığı "Dasîtan-ı Kıbrıs (Kıbrıs Destanı)" adlı şiirinde, hem Osmanlı yönetimi, hem de Ortodoks Kilisesi'ni hedefleyen bir Rum-Türk ortak halk ayaklanmasını, 'Baflı -Gâvur- İmam ile Papaz Kaleforios İsyanı'nı (1833) yerer. Bugünkü Türk Halk Şiiri seçkilerinde, adı neredeyse hiç anılmayan Kenzi, gösterdiği sadakate karşın, Osmanlı edebiyat merkezinde Kıbrıslı kökeninden dolayı, daha o zamanlar kuşkuyla karşılanır:

Demişler şair-î meydan çıkar mı şehr-i Kıbrısta

Dedim Kenzi hakîkattır fakat bir dane ben çıktım.

II.ii. TASAVVUF ŞİİRİ

Günümüze Ulaşan İlk Osmanlı-İslam Şairleri:

17. yüzyıl sonları ile 18. yüzyıl başlarında, Lefkoşa Mevlevi Tekkesi ile Larnaka Hala Sultan Tekkesi, Adadaki ilk şairleri yetiştirir. İlhan Genç'in sözleriyle, 

"Adadaki Divan Edebiyatı ortamını, aynı zamanda birer şiir ve musiki meclisleri olan Mevlevihanelerden Lefkoşa Mevlevihanesi sağlamıştır. Bu mekânda bir yandan Mevlâna'nın fikirleri yayılırken, bir yandan da musiki ve şiirin uyandırdığı estetik haz ile sanatkârlar yetişiyordu. Yeni ve daha önce tespit ettiğimiz Mevlevi-Divan şairleri ile birlikte Kıbrıslı olan şairlerin sayısı azımsanamayacak bir noktaya gelmiştir. Kıbrıs, bu bakımdan Osmanlıların bir şiir adası olarak görülüyor." (s.163-164)

Mevcut bilgilerimize göre, şiirleri bugüne ulaşabilen ilk şairler arasında, Siyahi (Mustafa) Dede ve Handi (Hızır Dede Efendi) bulunuyor. Feyzi (Feyzullah) Dede, Seyyid İbrahim bin ebu Bekir, Şemi (Şeyh Mehmed Şem'î) gibi daha birçok şair onları izler. Bazıları, Tasavvuf geleneğiyle mistik şiirler yazarken, bazılarının şiirle ilişkisi, cami, mescit ve tekkelere levhalar, mezar-taşlarına kitabeler, çeşmelere tarihler yazmakla sınırlı kalır. Bilinen en eski Kıbrıslıtürk şairi Siyahi Dede, Lefkoşa Mevlevihanesi'ne İstanbul'dan şeyh olarak gelen Dânişi Ali Dede tarafından yetiştirilmiştir. Kendisi de, hem oğlu Ârif Dede'yi, hem de Handi Hızır Dede'yi yetiştirir. Asıl adı Mustafa olmasına rağmen, annesi, Habeşistan kökenli siyah bir Kıbrıslıtürk olduğundan "Siyahi" lâkabıyla bilinir. Esrar Dede, kendi adıyla anılan tezkerelerinde, Siyahi Dede'yi methedip, "Mükemmel bir Divan'ı bulunduğu"nu kaydeder. Ne yazık ki, bu Divan günümüze ulaşamadı. Esrar Dede, Siyahi Dede'nin oğlu Ârif Dede içinse, "Nazm-ı suhanı gerçekten kadir zor yetişen şairlerdendir", der. 

20. yüzyılın ilk yarısına kadar, Kıbrıslıtürk şairlerin en önemli temsilcilerinin Mevlevi inançlarına bağlı olması ya da bir biçimde tekkelerle bağlantılı bulunması dikkat çekicidir. Tasavvuf gelenekleri, 'Yenilenme Şiiri' dönemine de taşınır. Kıbrıs'taki Osmanlı-İslam toplumundaki şiir, edebiyat ve sanat etkinliklerinin merkezi sayılan tekkeler, gerek İngiliz sömürge yönetiminin Adadaki özerk İslam dinini Türk ulusçuluğuna karşı kullanmak istemesi, gerekse Jön Türk ve Kemalist Kıbrıslıtürk seçkinlerinin İslami tarikatlara kuşkuyla bakması sonucunda, giderek kültürel işlevini yitirir. Bu ilgisizlik içinde, tekkelerdeki yazılı kaynaklar ve belki de, Kıbrıslıtürk Şiiri'nin ilk metinleri kaybolur. Kıbrıs'ta Türk Devri Eserleri adlı kitabında Cevdet Çağdaş, Kaytazzâde Nazım'ın, Handi'ye ait divanı, kendi el yazısıyla bir defterde toplandığını söyler. Ne var ki, 17.-18. yüzyıllara ait bu en önemli şiir yapıtı, "Encümeni Daniş'in evrakı arasında zâyi olup gitmiştir". Böylece, Kıbrıslıtürklerin en eski ve en parlak iki şairi olan Siyahi Dede ile Handi Hızır Dede'nin yapıtları 20. yüzyıl sonrasına ulaşamaz. Türkiye'de bulunan metinleri deşifre ederek Handi'nin divanını yayımlayan Harid Fedai, ortaya çıkan bu şiirlerin, Adada 'Hızır Dede' adıyla bilinen Handi'ye ait olduğu kanısındadır. Ancak birçok araştırmacı, Handi Hızır Dede adlı Lefkoşalı tasavvuf şairini, Türkiye kökenli diğer Handi'lerden ayırır.

Kıbrıslıtürklerde Ahilik, Mevlevilik ve Tekke Gelenekleri:

Kıbrıslı Müslümanların, baştan beri, Girit, Rodos gibi Levanten-Rum adalarındaki Müslümanlara göre önemli bir farkı var. Bu da, Orta ve Güney Anadolu'dan (Kayseri, Konya, Kütahya,  Kırşehir, Karaman, Alanya, Antalya vb.) Adaya gönderilmiş Ahi Türklerinin esas çekirdeği oluşturmasıdır. Kıbrıs'a, Anadolu'dan göçürülen 20 bin kadar 'Türkün' bir kısmı, hele Karaman'dan gelenler Bizans-Rum kökenli devşirmelerdi. Daha az bir kısmı ise, Türkmen kökenliydi. Osmanlı-İslam kültürünün mihenk taşı olan ve büyük şehirlerde lonca sistemine göre örgütlenen Ahiler, hâlâ Kıbrıslıtürklerce sürdürülen çeşitli zenaatların (debbağlık, basmacılık, ipçilik, pabuççuluk, dokumacılık, kazazlık, mutaflık, dülgerlik, hallaçlık, dökmecilik, nalbantlık, saraçlık, aşçılık, vb.) kurucusu sayılır. Lefkoşa başta olmak üzere büyük şehirlerdeki mesleki loncaların yanı sıra, Mevlevi tarikatlarına mensup dervişler vardı. Denebilir ki, yerleşik şehirli kültürün temsilcisi Ahiler, Türk dilindeki şairliğin de çekirdeğiydi.

İlk Kıbrıslıtürk şairlerin Mevlevi tekkelerinden çıkması rastlantı sayılamaz. Çünkü 17. yüzyıldan itibaren Tasavvuf şiirine bağlı güçlü bir 'Tekke Şiiri' gelişmişti. 20. yüzyıl ortalarına kadar, Mevlevilik, şairler için belirgin bir kültürel kaynak olmayı sürdürecekti. Yukarıda anılan kitabında Cevdet Çağdaş şunları söyler: 

"Ahilerin sanatkârlıkla Dervişliği birleştiren bir târikata bağlı olduğunu biliyoruz. Baf Kapısındaki eski Türk debbağhanesinin (şimdiki millet bahçesi) içerisindeki Türbede yatan ve halk tarafından Ahırvan Dede diye anılan ve hakikatte Ahi Revan olması lâzım gelen zatın adı debbağlığın Ahiler tarafından getirilmiş olduğunun canlı delilidir. 19. asrın ilk yarısının iptidalarında Kıbrıs mütesarrıflığında bulunmuş olan Şair Ziya Paşa'nın Lefkoşa'da bir sanat geçidi tertiplediğini ve bu geçide Revan Geçidi adını vermiş olduğunu biliyoruz. [Ahiler sayesinde], Kıbrıs Türkleri teknik sanatlarla birlikte güzel sanatlarda da başarı göstermişlerdir. Bilindiği gibi o zamanın güzel sanatları şiir, hattatlık (güzel yazı), tezhip (el yazmasını yıldızlama) hakkâklıktan (taşa yazı oymacılığı) ibaretti." (s. 17-18)

1773'e gelindiğinde, Lefkoşa'nın 4 bin civarındaki Osmanlı-İslam nüfusuna, medreselerle tekkelerden ayrı olarak 6 tane mütevazı kütüphane hizmet sunuyordu. Kendisi de Mevlevi tarikatına mensup olan Kıbrıs fatihi Lala Mustafa Paşa, 1571'de Kıbrıs'ı işgal ettikten sonra Adada bir nüfus sayımı yaptırmıştı. Rum, Ermeni, Maronit, Kıpti, Levanten vd. Hıristiyan cemaatlerine bağlı 14 ile 50 yaşları arasında 85 bin erkek nüfus saptamıştı. Savaş ve göçten arda kalmış toplam yerleşik nüfus ise 197 bin civarındaydı. Dolayısıyla, Adaya 16. yüzyıl sonlarından itibaren göçürülen, çoğunluğu Ahi, 20 bin kadar Türkçe konuşan Müslüman göreceli olarak büyük bir topluluk sayılabilir. Bu ilk göçü izleyerek, Toroslar, Antakya vd. Akdeniz bölgelerinden gelen Yörükler ya da 'Sürgün Fermanı' ile gönderilen suçlular, işsiz-güçsüz göçebeler de, zamanla Türkçe konuşan Müslüman cemaate eklenecekti. Oysa, Girit, Rodos gibi adalardaki Müslümanların yerleşik nüvesi, esasen devşirme olduğundan, Türk diliyle ilişkileri farklıydı. Nüfus Mübadelesi'yle Ayvalık-Aydın bölgesine iskân edilen Giritliler, Türkiye'de bile Elencenin Girit lehçesiyle konuşmaya devam ettiler. Girit'te, Elence gazete yayınlayan Müslümanların tersine, Kıbrıs'takiler baştan beri Osmanlıca ve Türkçe gazeteler çıkardı.

Dinsel Şiirlerin Kolektif Kimlik ve Antolojideki Yeri:

Belirtilmesi gereken bir nokta da, Kıbrıs'taki, halk, tasavvuf ve divan şiirlerinin iç içe geçtiği, birbirleriyle sıkı bir etkileşim içinde olduğudur. Belki bu durum, Osmanlı merkezinden uzak ve kısmen yalıtılmış bir Adada, azınlık koşullarında yaşanıp, kolektifliğin öne çıkmasıyla ilişkilidir. Sözgelimi, halk şairi Âşık Kenzi gibi, tasavvuf şairi Siyahi Dede, Ârif Dede ve Handi Hızır Dede'nin şiirleri, birbirlerinin şiir geleneğini etkilemekle kalmaz, divan şiirine de bağlanır. Bir tekke şairi olan Şemi'nin bazı şiirleri ise, divan şiiri içindedir.

Gerçi, bu antolojide, Şemi'ye ait sayılarak yayımlanan bazı şiirlerin, gerçekten Larnaka Hala Sultan Tekkesi'ndeki Kıbrıslı Şeyh Mehmed Şemi'nin mi, yoksa Türkiye'deki bir başka Şemi'nin mi olduğu kesin değildir. Son yıllarda, Kıbrıslıtürk Şiiri'ni kanonlaştırmak endişesiyle, bu tür tartışmalı eski tasavvuf ve divan şiirleri art arda yayımlanıyor. Bu yayımlar, tarih içinde kökleştiği varsayılan ve etnik, dini ya da milli yanı öne çıkan ayrı bir Kıbrıslıtürk toplumsal kimliği yaratma çabalarıyla bağlantılı olarak düşünülebilir. Modern uluslara ait eski şiir antolojilerinin tümü de, az çok aynı spekülatif metotları içerir. Eski yüzyıllardaki şairler, artık birey olarak kendi başlarına değil de, bugünkü kolektif toplumsal varlığa yaptıkları anonim katkıyla değerlendirilir.

Son derece laik olan Kıbrıslıtürklerde dinsel sembol ve kurumlar daha çok, ayrı etnik ya da ulusal cemaat varlıklarını vurgulamak için kullanılır. Herhalde bunun bir nedeni, birlikte yaşadıkları Kıbrıslı Hıristiyanlarla aralarındaki başlıca farklılığın din olmasıdır. Edebiyatta da bunun yansıması görünür. Kıbrıs'taki divan şairlerinin tümü de, ya müftü ya bir din adamıdır, ya da doğrudan İslamiyetle ilgili beyitler, ilahiler yazarak adlarını duyurmuştur.   

II.iii. DİVAN ŞİİRİ

Kıbrıslıtürk Şiiri'nin Müftü Hilmi Efendi'yle Kurumsallaşması:

Divan şiirinin en tanınmış temsilcisi, 1782 doğumlu Müftü Hilmi Efendi'dir. Reformcu Sultan II. Mahmud tarafından Adada yaptırılan ilk önemli Türk kütüphanesi onuruna yazdığı "Methiye" ile Sultan'ın ilgisini çeker ve İstanbul'a davet edilir. Osmanlı-Türk şiirinin başkentinde 'reis-üş-şuara' sanını alır. Ne var ki, gecenin birinde küçük bir kayıkla gizlice Kıbrıs'a kaçacaktır. Böylece, o daha yoldayken, Sultan, onu, Adanın müftülüğüne atar. Müftü Hilmi Efendi'nin İstanbul'dan kaçışının nedeni, çokça söylendiği üzere, yalnızca "vatan hasreti" olmasa gerek. Şiirlerinde yazdıklarına bakarsak, İstanbul'da yabancılık çekmiş ya da, tıpkı Âşık Kenzi gibi bir 'taşralı' olarak, 'istan-poli/şehir' şairleriyle baş edememiştir. Şöyle der: "Değersiz gövdemin Kıbrıs toprağıyla yoğrulması aldatmasın sizi/Tanrı yine de ruhumu şair, kişiliğimi saygıdeğer yarattı."

Eğerçi hak-i Kıbrıs ma'den-i zât-ı hakirem bud

Veli ba fazl-ı Mevlâ tab'-ı şuh ü mu'teber dârem.

Kıbrıslıtürk Şiiri, Sultan II. Mahmud'un (1809-1836) önünü açtığı Tanzimat Dönemi'nde (1836-1995) yol kat etti. Denebilir ki, Adada Türkçe şiirin kanonlaşmasını tasavvuf şiirinde Handi temsil ediyorsa, halk şiirinde Kıbrıslı Âşık Kenzi ve divan şiirinde Müftü Hilmi Efendi temsil eder. Her ikisi de, 19. yüzyıl başlarında, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ilk Batılılaşma hareketinin, bağımsızlık savaşlarının, kültürel alt-üst oluşun Kıbrıs'a yansıdığı bir dönemde yazar. İstanbul şiirini, edebi açıdan gerilerden izleyerek, 'az(ın)lık şiiri' özellikleriyle ortaya çıkan Kıbrıslıtürk şiiri, baştan beri, Doğu-Batı (Osmanlı-Avrupa), merkez-çevre (anavatan-yavruvatan) arasında, çok yönlü bir kimlik sorunsalını yansıtır. Ada, Osmanlı-Türk dünyası içindedir, ama yüzü hep Avrupa'ya dönüktür. Deyim yerindeyse, aykırı bir 'küçük Avrupalı'dır. Beria Remzi Özoron, Türkiye'de, 1971'de toplanan 'Milletlerarası Birinci Kıbrıs Tedkikleri (Kibroloji) Kongresi'nde sunduğu, "Kıbrıs'ta Türk Kültürü -Tanzimat Devrinde- " başlıklı tebliğinde şöyle der:

"Osmanlı İmparatorluğu'nu Batılılaştırma yolunda İkinci Sultan Mahmud'tan önceki padişah tarafından teşebbüsler yapılmış, fakat bunlardan hiçbiri gerçekten başarılı olamamıştır [....] Her ne kadar Tanzimat Fermanı onun ölümünden sonra ilan edilmişse de, reformları başlatan o oldu. Aldığı enerjik tedbirler sayesinde bu Reformcu Padişah, İmparatorluğu'nun ve bu arada Kıbrıs'ın üstündeki mistik atmosferi dağıttı [....] Osmanlı İmparatorluğu'nun modernleşmesine başlangıç sayılan Tanzimat Fermanı, Kıbrıs Türkleri tarafından memnunlukla karşılanmıştı. Adanın idare sistemindeki reformları -tedrici de olsa- eğitim, içtimai ve kültür alanındaki reformlar izledi. Bütün Osmanlı illerindeki gibi, Kıbrıs Türkleri de fark etmişlerdi ki, yeni edebiyat Batılı mefhumlardan ilham alıyordu ve gözler Doğu'dan Batı'ya çevrilmişti." 

Batılı değerler yükselirken, kozmopolit bir Avrupa Adasında doğup kurumsallaşan Kıbrıslıtürk Şiiri'nde, bir 'azınlık/minör' edebiyatın, kendi içinden çıkan ileri unsurlara dar gelmesi kuralı, daha baştan itibaren çalışır. Merkez (metropol) ile barışamadığı gibi, çevresiyle (periferi) de barışamayan Müftü Hilmi, "Kıbrıs'ın basma kalıp aydınlarını gördüm/Bir bilgi, beceri sunacak mecalleri yok" demekten kendini alamaz:

Kıbrısın basma kalıb ehli kemâlin gördüm

Bulamaz emtiâ'-yı mâ'rifetin 'arza mecâl 

Diğer Divan Şairleri:

Pek az şiiri günümüze ulaşabilen en eski Divan şairleri arasında 16.-17. yüzyıllarda yaşayan Mehmed Zekâi Efendi, 18. yüzyılda yaşayan Mehmed Mûsib Efendi, 19. yüzyılda yaşayan Asım Efendi, Hacı Hasan Tahsin, Hasan Nesîb ve İmam Mustafa Nuri sayılabilir. Bunlardan Lefkoşalı Mehmed Zekâi Efendi'nin 1648'de öldüğü düşünülürse, muhtemelen 16. yüzyılda doğmuş en eski Kıbrıslıtürk şairi sayılması gerekir.  Hayatının büyük bölümünü Beyrut'ta geçiren, bir ara Dedeağaç ve Yemen'e Osmanlı devlet göreviyle bulunan yine Lefkoşalı Hasan Nesib yetenekli bir şair olarak görünür. Ama kendisini Osmanlı edebiyat merkezinde kurumsallaştırmak için pek bir çaba göstermez. Coşkulu bir üslupla ve özgün biçimde şiirler yazan Hasan Nesib'in adına Kıbrıslıtürk edebiyat kaynaklarında pek rastlanmaz. İlk kez bu antolojide şiirine yer verilen şair hakkında, İskender Pala, "Beyrut'ta Bir Kıbrıslı ve Mistik Aşk Coşkusu: Hasan Nesib ve Feyezân-ı Aşk" adlı incelemesinde şöyle der:

"Kıbrıslı Hasan Nesib Efendi, mersiye türünde yeni bir tarz denemiş olmak bakımından orijinal bir eser meydana getirmiştir. Onun maksadı san'at gösterisi yâhut klasik tarzda manzumeler yazmak değil [....] Hz. Hüseyin'in Yezid'e, Hz. Ali'nin de Muaviye'ye üstünlüğünü Kâbil'in Hâbil'e stünlüğüyle ölçen, yahut tam tersine her iyinin karşısında bir kötünün bulunduğuna işaret ederek teselli yolunu tavsiye eden bir misyon şiiridir [....] Lugat bilgisindeki ve kelime hazinesindeki zenginliği ortaya koymaktadır. Özellikle kelimelerin Arapçadan seçilmesi ve hatta onların da müştaklarının kullanılması, şairimizin yalnızca Beyrut'ta bulunmasıyla izah edilemeyecek derecede iyi bir Arapça eğitimi aldığına delil olabilir."

Henüz şiirleri bütünüyle bilinmeyen Müftü Raci Efendi'nin adı da, şiir kaynaklarında sıkça anılır. Kıbrıs'ta Türk Devri Eserleri adlı kitabın yazarı Cevdet Çağdaş'a göre, "Müftü Raci [....] Hilmi Efendi ekolünde şiirler yazmıştır. Küçüklerin sünnet alaylarında okunan, 'Sünneti rahmetle Yârab, eyle amil bizleri' nakaratlı ilahi Müftü Raci'nin eseridir.  Müftü Raci, Hz. Muhammed'in halasının ölüm yeri olan ve İslam dünyasının yanı sıra Kıbrıslırumlarca da kutsal sayılan Larnaka'daki Hala Sultan tekkesi'ndeki bazı levhaların da yazarıdır.

Belirtmek gerekir ki, Adadaki eski Osmanlı-Türk şiirini, ilk kez 'Geleneksel Şiir' başlığı altında toplayarak, 'Halk Şiiri, Tasavvuf Şiiri, Divan Şiiri ve Yenilenme Şiiri' biçiminde tasnif eden, elinizdeki bu şiir antolojisi, bir ilk olmanın yarattığı zorluklarla hazırlanıyor. Bu zorluklardan en önemlisi, bir tek adları ya da tartışmalı ürünleri bilinen eski şairleri sunma güçlüğüdür. Geçmiş yüzyıllardan günümüze ya adları ya da birkaç dizeleri ulaşabilen tasavvuf ve divan şairleri az değildir. Örneğin, Ata Bey, Kerimî, Nâdirî, Naîb, Sadık Efendi, Sezâi, Tekî, Memed Naim Efendi, vd. Mehmet Zekâi Efendi'den de önce doğan ve 1607'de ölen Misâli, şiirleri günümüze ulaşamayan en eski Kıbrıslıtürk şairidir.

(...)
    

Müftü Hilmi Efendi (1782, Lekoşa-1847, Lefkoşa)

GAZEL

KÛY-İ DİLBER 'ÂŞIKAANIN CENNETÜ'L-ME'VÂSIDIR 

Kûy-i dilber 'âşıkaanın cennetü'l-me'vâsıdır
Kûşe-i dûzan firâk-ı yâr-i bî-pervâsıdır 

Sîb-i ğabğabdan virüp bir bûse nâz ile didi
Ab-dâr olmazsa da al Kıbrısın elmasıdır 

Cümle ânın himmetiyle isteriz feyz-i vusûl
Mevlevî şeyhi dede dilberlerin bâbâsıdır 

Keser-i mestân ile ma'mur olur bu mey-kede
Gülşenin bu şenliği bülbüllerin ğavğaasıdır 

Kimdir ol âh eyleyen dirmiş o şûh-i şîve-kâr
Âşinâsı mübtelâsı Hilmi-i şeydâsıdır. 


Larnakalı Mehmet Nazım (1900, Larnaka-1971, Larnaka) 

MODERNLEŞEN GAZEL VE TÜRKÜ

ÇAL EY ÇOBAN 

Kavalınla güzel çoban neredesin nerede?
Senin gamlı nağmelerin şifâdır derde. 

Gece tenha ufuklarda inliyor sesin,
Bu figânla matemlere sanki ma'kessin. 
Boşlukların sukunetle ördüğü derdi,
Bana senin feryâdındır anlatan şimdi. 
Çal ey çoban, hassas kalbin inlesin biraz
Çal kavalı ağlayayım, derdim onulmaz. 
Hicran, elem, kaygu beni büsbütün yaktı,
Zalim felek zincirini boynuma taktı. 
Yüreğimde elem bağlı bir düğüm vardır
Can evime sarıldıkça gönlüm yaşarır. 
Yaralarımı deşen titrek sesin durmasın,
Çal çobanım bu nağmeler seni yormasın. 
Çal senin sesinde var gizli bir girye,
Bu giryeler, bu figanlar şifâdır derde. 
Çal, durma çal ağlayayım, ellerim bağlı,
Gözüm hicran yaşı dolu, yüreğim dağlı.

ANASAYFA YAŞAMÖYKÜSÜ FOTOĞRAFLAR KİTAPLAR İLETİŞİM