ANASAYFA YAŞAMÖYKÜSÜ FOTOĞRAFLAR KİTAPLAR İLETİŞİM
  ENGLISH

KİTAPLAR

Işık-Merdiven
(Şiir, 2. basım, Adam, 1997)

"Işık Merdiven'i bütünleyen şiirler de ölüm teması çerçevesinde bütünleşiyor. Mehmet Yaşın'ın şiirinin dip sularında Akdeniz'in dinsel ve mitolojik motifleri yer alıyor. Bu motifleri görsel bir zenginlikle şiirine katmasını başarıyor. Bir başka özelliği de şu Yaşın'ın, bireysel duygularını sözcüklere dökerken toplumsal olanı göz ardı etmiyor."

- Refik Durbaş


***
"Belki bu günlerde yağmurlar yağar, bol bol su içer toprak. Bahçıvan bahçeyi rahatça beller, gübreler. O zamana kadar hastaneden çıkmış olur, ekilecek olanları ekerim. Kenarlara mis-çiçeği ekeceğim. Güller budanınca altlarına aktaracağım menekşeleri. Bu yıl zambakları da seyreltmeliyim. Günün birinde, ölüm gelince bahçemize bakıp dersin ki..."
                                                                               - Annemin mektubundan
GÜNÜN BİRİNDE

- O hangi ölüm anne?
Bahçemizdeki güller, yasemenler olursun sen
anaç tanrıça Artemis gibi
toprakla dirilen ve tazelenen.

Uyandığım zaman sulanmış bulurum çiçekleri
herkes şaşar: Bu kimin işi?
Resmettiğin serçe uçar o sırada
kartala benzer üzerimde
bilirim sen olduğunu
başkası bilemez ama.

Kitapların yaprakları katlanmışsa, anlarım
kelebek-gözlüklerinle
yeşil moris koltuğa konacaksın
başkası anlayamaz ama.

Yaldızlı çerçevelere sığmaz hüzünlü gülüşün
- karagülden gelinliğ'ni hışırdatarak
doğaya kaçarsın.
İlkyazda nâr çiçekleriyle yangın olursun
güzde yalnızlıktan yalnızlığa savrulursun...

Ağaçların dinginliğindeki mutluluk ve hüzün
toprağa dimdik basıp ayağını
yağmurla, güneşle yetinen yaşam
O sen olursun.

Kayalık uçurumda ölüme karşı duran çam ağacı
incecik yapraklarını kuşlara, böceklere
ayrımsız açan hoşgörü
ve sessiz sevgilerin güzelliği
O sen olursun.

- Günün birinde
çocuklarına verdikçe zenginleşen
bir anne olur yeryüzü
ve yeryüzü olursun sen.

                                      İstanbul, 1983


"Annenizin ruhuna yazdığınız kitabı komodinin çekmecesinde çukuletta kutusunda saklarım. Sağolun, varolun evladım... Hergün bir Yasin bir Tebareke okurum annenize ve kendi canıma bağışlarım. Ben da ölünce kim okuyacak? Annenizin mezarında bir dua okumayı bilmezsiniz. Artık hiç hatırlamazsınız bizi... Vaktim yok bahçeye bakmaya. Erikler, bademler orman oldu, dalları kiremitlerin üstündedir (eriğin). Budayan yok eden yok. Dam akıtacak. Su deposu da akıtır. Gel evine yerine sahip çık... Hani gelecektiniz geçen ay Paskalya diye? Mateessüf gene doğru çıkmadı sözünüz. Ne geldiniz ne da bir mektup. Hiç hiç hiç. Ne kelam ne selam. Öleyim da mı döneceksiniz?.."

- Teyzemin mektuplarından

TEYZEDİL

i. Ev-Hayat Teyze-dil

Yazık! Ölünce farkedildi yaşadığı
yaşlı kadıncığın kalbiyle bir durunca ev-hayat

-ama kimsemiz itiraf edemedi şaşkınlığ'nı-

Ey okuyucu! Her şiir bir itiraf.


ii. Adı Taşa Kazınan Teyzedil

Dul hoca'anım İngiliz zamanından
evde Süreyya, sokakta Judith
Lepiska Lâmia arkadaş arasında.
Sonra zaman değişti
Elen komşular bile değişti
ne Sarayönü'nde konak kaldı gidilecek
ne de Neapolis'te bahçeli-ev
-gene savaş gene savaş gene savaş-
taş üstünde taş olsa dayanamaz...
Ve sonra Türkler geldi
evde Judith, sokakta Süreyya.


iii. Karanfile Düştü Teyzedil

Ona düştü ailenin bütün erkeklerini adam etmek
-ölü doğmuş yeğenler, dedem, babam, ben-
viks sürmek sırtlarına, fanela örmek.
Bahar hazırlıkları ona düştü
akıtan çatının, budanacak ağacın derdi
hele o bitmez temizliği masal kulübeler'nin.
Yadigâr veraneler ona düştü, trahoma ev taksitleri
ve öğretmen-lojmanlar ve göçmen-barakalar ve
geçiverdi ömürcü'ü bir savaştan öbürüne taşınarak.
Ona düştü mevzideki nöbetlerimizin uykusuzluğu
ölenlerin ardından okunacak dua hep ona
Arapça hatim indirmek, Latince zeytin büğüsü
ve Türkçemi kırmızıyla düzeltmek
kararlaştırmak da karanfilin yerini...


iv. Ejder Masallı Teyzedil

Ama kanatları da var ejderin
ansızın uçabilir.
kapısında iki kedi bekler -gate o yüzden gatte-
İnsan kendi evinde misafir, bir varmış
bir yok, iki yüzü ejderin                         [E' e e e?..]
Lüzinyan minaresinden gökyüzüne bakar.
Ahirvan Dede'nin türbesi altında
döner da döner -denseder bir perikızı-
filhakika ansızın uçabilir.
Yalandilli yılandilli iki dili kandilli                        [Hi' i i i!]
zannedeller ölüdür, halbiki define bekler
yeraltı yeraltında -ama her şeyin kanadı var ya-
ansızın uçabilir.                         [U' u u u?!]
Yedi kat çıkar sual iner, nasıl bilirdiniz?
-İyii iyii iyii-
Halbuki kocakarıcık yılan olur isteyince
kuş mişaro ateşböceği.                         [Pü' ü ü ü...]
Yoksa siz melâike misiniz? -Yoo' yoo' yoo'-
Hakikatta kraliççesiymiş memleketin
no  der peygamber demez
-gene savaş var- kral saraya kapatır kadıncağ'zı
ama ansızın uçabilir.


v. Okunmuş Sularla Teyzedil

Akşamüstü yasemen tüten bulutsular üstünde
bir küçük kuştüyü uçuyor
uçmuş da gidiyor teyzecik daha 85. yaşında.
Okunmuş gülsularla tutuşan tütsüler
yıldız-ışık, canerik dalları arasında.
Her çocuk kadar günahsız
her nereden bulduysa bu gün güneş-enerjiyi
-Üstelik farkında dünyanın-
bir kuyrukluyalanyıldız l ı y ı l a n . . .     Uçmuş
da gidiyor teyzecik
pemberengi-dikendilli-yabanigül
kâh bir keçi inatçı, kâh çığlık kahkahalı
ve korumasız.


vi. Allah Baba Teyze Dil

Şimdi Allah olsun istiyorum
-ve Allah baba lütfen iyi kalpli olsun-
teyzecik her nereye gitmişse onu korusun.
Çünkü çok yaşlı çok çocuk
en iyisi geri gönderilsin evimizin bahçesine
yeşil bakışlı bir kedi suretinde.

Bozulan radyodaki şarkı nereye gider
işitemesek de -bilmek istiyorum-
bir ruh nereye gider gövdesi ölünce?
Hakikat, belki Lefkoşa surlarında oturur
sıcak hava üfüren üç başlı ejder
-ama hep canlı kalan kuyruğ'nu nere gizler?-

Allahım, son sonunu bilemediğim birçok masal
ve göğsümde sıkışıp duruyor hayat.


vii. Her Dil Kendi Ölümünü Söyler Teyzedil

Başka kim kol kanat gerer şimdi sana dil

Hiç göremesen de bilirdin biri var orda dil

Kim çeker şimdi dal budak salan bademlerle marazını

Ve evdeymişsin gibi her şeyi sürdürür dil

-Sanki bir eviniz varmış gibi hâlâ-

Dönüşünü kim bekler hiç dönmeyeceğini bilerek dil

Üşüyor musun diye oralarda şimdi ne yiyorsun diye

Başka kim dilsiz dil-i-zâr sana dil

Kim okur her yazdığını canı yürekten kim dinler

Yaşlılığın gözlerindeki perdeyi kaldırıp da dil

Ve hissederek söylediğin şeylerin aslını
astarını.


viii. Ölümün Sakladığı Teyzedil

Bizi beklediği buzyatağının çekmecesi açıldı
beyaz örtüyü kaldırdım, saçlarına dokundum
-ve ilk defa bir ailemiz olduğ'nu hissettim o an-
o morgda, teyzeciği son defa öptüğüm,
intiharları saklanan asker cesetlerinin yanında.


ix. Mezara Övgü Teyzedil

Duvarda toplu-katliam fotoğraflarımız
bilmem nasıl yaşardım bu mezarlar da olmasa
-annem, babaannem, kardeşler ve teyzecik...-
Bu mezarlıkta hepsimiz yan yana
yemek vakti sofraya oturmuş gibi sıra sıra
daha sevgiliyim burada, daha iyi.
İyi ölüdür benim ailem, incelikli, alcakgönüllü
gösterişli törenler istemediler benden
ne de süs püslü gömüt-taşları -
Tek vasiyetleri içimde taşımamdı onları
ve böylece bir mezarlık oldu içim dilim

sevgiden.

                                              Lefkoşa-İstanbul, 1995

ANASAYFA YAŞAMÖYKÜSÜ FOTOĞRAFLAR KİTAPLAR İLETİŞİM