ANASAYFA YAŞAMÖYKÜSÜ FOTOĞRAFLAR KİTAPLAR İLETİŞİM
  ENGLISH

KİTAPLAR

Sarı Kehribar
(Roman, YKY, 2014)

YENİ!...

***
Hayalet Bakıcısı

27 Mayıs, Pazar, 2:37

Direksiyon kontrolümden çıktı. O telaşla fren yerine debriyaja, durumu düzelteyim derken gaza basmış olmalıyım. Gecenin içinde süratle köprüden nehre yuvarlandık. İki kişiydik arabada. Sert bir çarpmayla, ama suya konarcasına aşağıya düştük. Arabanın ön tarafı dışında fazla hasar görmemesi mucize. Kapıyı açarak çıktım. Onu da kollarından kavrayıp yan koltuktan çıkarmaya çalıştım. Kemeri bağlıydı. Çözmekte epeyce zorlandım. Benim kadar iyi yüzücü olmadığını, hiç dalgıçlık yapmadığını biliyordum. Başı cama vurunca bayılmış olmalıydı. Ben ölmediğim için onun da ölmediğini düşünüyordum. Başından akan kan, suyu bulanıklaştırıyordu. Onu arabadan çıkarmak zaman aldı. Kımıltısızdı. Elimden dibe doğru kaydı. Nefesim tıkanmıştı. Yüzeye çıkıp soluk almak zorundaydım. Tekrar daldım. Ancak sular onu sürüklemiş, arabadan uzaklaştırmıştı. Karanlıkta güçlükle görebiliyordum. Yıldızlar, uzayın boşluğu büyümüşçesine uzaklaşıyordu. Kendi yörüngesinde süratle dönen bir başka gezegene fırlatılmıştık. Gövdesinin, çakıl taşlı zemine doğru indiğini farkettim. Onu sürükleyerek kıyıya yüzdüm. Ağzından nefes verdim. Başını yana çevirip göğsüne masaj yaptım. Yuttuğu suları öksürerek çıkardı. Dudakları ve tırnakları morarmıştı. Karnından yukarıya doğru sertçe sıvazlayarak çektim ve yüzükoyun yatırdım. Kalp atışını hâlâ işitemiyordum. Yardım istemek için yola tırmandım. Geçen bir aracı durdurup kazayı anlattım.

27 Mayıs, Pazar, 3:55

Ne kadar zaman geçmişti, hatırlamıyorum. Duran araçtaki gençlerle birlikte nehir kıyısına indik. Onu bıraktığım yerde yoktu. Kendi başına ayağa kalkıp gitmesi imkânsız. Birilerinin kazayı görüp yardıma geldiğini düşündüm. Mnemosyne Nehri’nin çevresini kolaçan ettik. Fazla uzaklaşamazlardı. Ortalık zifiri karanlık. Geceböceklerinden ve suyun uğultusundan başka ses işitilmiyor. Bağıra bağıra ona seslendim. Suya kapılıp yeniden sürüklenmiş olabileceğini düşünerek nehre daldım. Gençlerden biri de benimle daldı. Hayır, yoktu. Başka yönden buraya arabayla gelinebilecek bir yol da yoktu. Dikenli makiliklerle çevrili tümsekçe bir yerdeydik. Sağ tarafımızdaki Atalasa Parkı’ndan, karanlık gökyüzüne garip şekillerle uzayan hurma, karaçam, selvi ve okaliptüs ağaçlarından başka bu dünyada bulunduğumuza dair bütün işaretler silinmiş gibiydi. Arkadaşım ya tekrar suya düşüp sürüklenmiş ya da birileri yardıma gelip onu götürmüştü. İkinci ihtimal doğru çıksın diye aynı sözleri tekrarlayıp duruyordum. Gençler, yardım için polise telefon etti. Yüzlerini hatırlamıyorum. Üç dört gölgeydiler. Burada yapabilecek bir şey kalmadığını söylediler. Aralarından biri beni hastaneye götürmeyi önerdi. Az sonra kurtarma ekibi çekicilerle gelip araştırma yapacak, benim de hastanede ifadem alınacaktı.

27 Mayıs, Pazar, 5:02

Adım Aris, Aris Pantellis. Simera gazetesi yazarıyım. Avrupa Üniversitesi, Medya ve Kültürel İncelemeler Fakültesi’nde yarı-zamanlı öğretim üyesiyim. 45 yaşındayım, bekâr. Hiçbir sağlık sorunum yok. Kendime ve çevreme özen gösteririm. Düzenli bir hayatım var. Dün gece, arkadaşımla bir doğumgünü partisinden dönüyorduk, Surlariçi’nden. Hayır, içkili araba kullanmıyordum. En fazla bir kadeh kırmızı şarap. Arkadaşım içkili olduğundan arabasını Kostanza Burcu’nun oradaki Bayraktar Camisi’nin park yerine bıraktı. Daha önce hiç kaza yapmadım. Bir kez kusurlu park etmek dışında trafik cezam yok. Birden sanki bir güç direksiyonu elimden kapıp köprüye doğru kırdı. Nasıl oldu, anlayamadım. Bir anda aşağı yuvarlandık. Arkadaşım 47 yaşında olmalı, yazar. Gazeteci değil, roman yazıyor. Şiir, öykü, edebiyat işte. Sürekli ikâmet adresi Londra’da. Doğumgünü Pitagoras’ın Yerinde’yi, Surlariçi’nde bir bar demiştim ya. Partiden ayrıldığımızda saat 1:30’a geliyordu. Ot, esrar kullanmam, arkadaşım da kullanmaz. Bu sorularınız olayı aydınlatmaya yardımcı olmuyor. O, karanlık tarafı olan biri değil, gerçek bir beyefendidir. Karanlık olan köprüydü. Dev bir nefes arabayı aşağı doğru üfürdü. Bir anlık sert rüzgâr. Direksiyon hâkimiyetini nasıl kaybettim, anlamıyorum. Ben hiç kontrolümü kaybetmem. Dikkatliyim, titizim. Arabayı servise zamanında götürürüm. Bir arızası olamaz. Onun kemeri bağlıydı, başı cama çarptı sanıyorum. Ben ölmediğime göre o da ölmemiştir. Nereye gitti? Yaptığım ilk müdahale sonucunda yuttuğu suların ağzından fışkırdığını gördüm. Hâlâ baygındı. Kendi başına kalkıp gitmesi çok tuhaf.

27 Mayıs, Pazar, 5:33

Bu doğru, kaza, partiden ayrılışımızdan bir saat kadar sonra olmalı. Önce Atalasa Parkı’na gittik. Biraz hava almak maksadıyla. Sohbet ettik. Başka ne yapacaktık? Park tenhaydı elbette. Arabasıyla gelip bira içen birkaç genç grup gördük. Şehre, Kıbrıs Üniversitesi’nin bulunduğu köprü yolundan girişimizin nedeni partiden sonra Atalasa Parkı’nda oyalanmış olmamız. Hava almak, sohbet etmek için. Başka nedeni yok. Orada bira içen gençlerin bizi farkedip etmediğini bilmiyorum. Hayır, parkta dolaşmadık, arabanın yanında durduk. Bırakın Atalasa’ya gitmeyi, geç vakitlere dek dışarıda oyalanmak gibi bir alışkanlığım yok. Dün bir istisnaydı. Olur olmaz kişilerle düşüp kalkmadığımıherkes bilir. Onu kaza yerinde bulanların bu saate kadar hastaneye götürmüş olması gerekirdi. Polise de mi bilgi vermemişler? Arkadaşımın hayatta olduğuna eminim, ben de yaşadığıma göre. Nehrin suları öyle yüksek sayılmaz. Polis arabayı çıkardıysa, nehrin onu sürükleyip sürüklemediği belli olmuştur. Arabada ajanda ve dosyalarımın bulunduğu bir çanta vardı, ıslanmış olsa da göndermenizi rica edeceğim. Öğretim üyesi olan bir arkadaşımızın, Rachel’in, doğumgünü partisindeydik. Rachel’in uzmanlık alanı karşılaştırmalı edebiyat. Verdiği dersler arasında manzara incelemesi ve modern Batı edebiyatında Levant imgesi var. Bunun kazayla ne ilişkisi olabilir ki? Arabayla onu bırakacağım yer kendi evi değildi, arkadaşı Esra’nın evi. Akropolis’te oturuyor, Ermeni Patrikhanesi’nin arka sokağında. Belki ona yardım edenlere adresi vermiştir, doğrudan oraya götürmüşlerdir. Cep telefonum ıslandı, çalışmıyor. Rachel’in ve Esra’nın numaraları orada kayıtlı. Bozulan cihazların nasıl çalıştırılabileceğini siz daha iyi bileceksiniz, açıp bakabilir misiniz lütfen?

27 Mayıs, Pazar, 8:40

Verilen hapların etkisiyle uyuyakalmışım. İlk kez kollarımdaki, göğsümdeki, bacaklarımdaki yaralanmanın verdiği acıyı hissettim. En ufak kımıldayışımla sanki gövdeme şiş batırılıyor. Sağ koluma serum takılmış. Uyandığımı gören hemşire yanıma geldi. Röntgenler temiz çıkmış, kırık çıkık yok. Yalnızca lif kopmaları, sıyrıklar, sol omuzda derin bir incinme. Kas yumuşatıcı ve ağrı kesici iğneler midede sorun yaratabilirmiş. Hemşire, bu iğnelerin yan etkisini önlemek için de bir iğne yapmak gerektiğini söyledi. Akşama kadar hastanede tutacaklarmış. Doktor kontrolünden sonra bu gece taburcu olabilirsiniz. Ucuz atlattınız Aris Bey. Arkadaşımı buldular mı? Kaza yaptığınız sırada yanınızda biri olduğundan emin misiniz? Elbette. Gittiğiniz içkili partinin etkisiyle hafızanız karışmış olmasın? O kadar da değil. Belki arkadaşınızla partiden birlikte çıkmayı konuşmuş, ama siz arabanıza yalnız binmiştiniz. Arabaya birlikte bindiğinizi hatırlamanızın nedeni, bunu konuşmuş olmanız. Hayır, onunla beraberdik. Biraz dinlendikten sonra daha net hatırlayacaksınız. Benim için tıraş bıçağı, köpük, deodorant aldırabilir misiniz lütfen? Bir de vücut losyonu isteyeceğim. İyisi mi bir kâğıda not ediniz, size markalarını da söylemem gerekecek. Böyle kazalarda, eskiye ve yakın zamana ilişkin hatıralar birbirine karışır Aris Bey. Arabaya birlikte bindiğimizi pek iyi hatırlıyorum. O halde Atalasa Parkı’na kadar beraber gittiniz ve onu, orada bıraktınız. Niye gecenin o vaktinde Atalasa’da bırakayım ki arkadaşımı! Sinirlenmeyiniz Arisi Bey. Ama bu dediğiniz çok saçma. Bir pencere açmanız mümkün mü? Odada rahatsız edici bir koku var. Simera’ya telefon etmek istiyorum. Polisten daha fazla yardımcı olur gazetedeki arkadaşlar. Polis, arabada başka biri bulunduğuna dair herhangi bir ize rastlamamış. Ön cama birisinin başının çarptığı konusunda da bir işaret yok, dediler. Bize yardımcı olan gençlere sorsunlar öyleyse. Sordular, arabada bir başkası olmadığını söylemişler. Göremediler ki, aşağı indiğimizde arkadaşım kaybolmuştu. Sizin hatırlayışınızda kayıplar var. Ciddi trafik kazalarında rastlanan bir durum.

27 Mayıs, Pazar, 8:57

Hemşirenin cep telefonuyla gazeteyi aradım. Polis benden önce davranıp hakkımda bilgi almış. Yardımcı olmak için değil, doğru mu konuşuyorum, sarhoşun teki miyim, aklım başımda mı, sicilimi sormuşlar. Delirmiş bunlar, dedim. Arkadaşımı bulmaya çalışacaklarına, beni soruşturuyorlar. Herkes benim nasıl biri olduğumu bilir. Umarım ki, gazetedekiler polise gereken cevabı vermiştir. Haber muhabiri çocuk, yazı işlerinden Kostas’ın birkaç saat içinde hastaneye uğrayacağını söyledi. O zamana kadar başka hastaneleri araştırın, herhangi bir haber ajansına bilgi ulaştı mı sorun, kaza yerine bakın, arkadaşımı bulun! Az önce kaza yerinden döndüm. Polise verdiğiniz ifadede arkadaşınızın başından kan aktığını söylemişsiniz. Nehir kıyısında ona masaj yaptığınızı belirttiğiniz noktada kan, giysi parçası veya başka bir iz yok. Fotoğraf çektim. Yalan mı söylüyorum yani? Atalasa’ya da gidip bakacağım. Parkın hangi tarafında durmuştunuz? Ayios Yorgos Kilisesi’nin olduğu bisiklet yolunda, arkadaki koşu ve yürüyüş yollarına geçmeden. Hani eski çiftlik evlerinden kalma harabeler var... Polis de tam oraya bakmış zaten. Ne yapmıştınız parkta? Polise söyleyeceğimi söyledim. İfadenizi doğrulayacak kanıtlar bulmalıyız. Arkadaşımla partiden birlikte çıktık, diyorsunuz. Dinleyiniz, polisten aldığım hikâyeniz şöyle: Atalasa Park’ına uğrayıp, şehre o yönden araba sürerken köprüden yuvarlandık. Bilinmez bir güç direksiyonu elimden alıp bizi aşağı uçurdu. Mnemosyne Nehri’nde sürüklendik. Arkadaşım yaralanmış olmalı. Demek istiyorsunuz ki, aslında boğuldu mu, beyin travması mı geçirdi belli değil. Gövdesini kıyıya çıkardım, ama o kayboldu. Size de hiçbirşey olmadı, bir yeriniz bile kırılmadı. Polisin gözüyle bakarsanız bunlar garip. Belki siz arkadaşınızı Atalasa Parkı’nda öldürüp bir yere gömdünüz, sonra arabanızı köprüden aşağıya ittiniz, kendiniz de yaralanmış taklidi yaparak yolda yardım istediniz. Ağzım açık kalmıştı. Muhabir çocuğa, ha’siktir bile çekemeyecek kadar şaşkın halde telefonu kapattım.

27 Mayıs, Pazar, 9:30

Kafamı toparlamaya, olayları sıraya koyup düşünmeye çalıştım. Her şey anlattığım gibiydi. Eksik bıraktığım bir nokta yoktu. Kaşla göz arasında kayıplara karıştığı için arkadaşıma karşı bir öfke kabardı içimde. Sakın beni şüpheli durumuna düşürmek amacıyla bile isteye kaybolmuş olmasın? Doktor geldi. Yaralarıma baktı. Bir şeyler yazdı. Hemşirenin, özellikle incinmiş yerlerime yeni bir merhem süreceğini ve sol omzumdan dirseğime kadar olan kısmın bantlanacağını söyledi. Ayaklarımdaki sorun o kadar da önemsenecek bir şey değilmiş. Ancak mide koruyucu iğnelere devam etmek şart, dedi. Doktora da olanları anlattım. O sormadan anlatmıştım. Ben anlatırken de bir şey sormadı. Morga kaldırılmış yeni bir ceset yok, demekle yetindi. Uzun uzun kafatasımı inceledi. Emar çekimine gönderildim. Kısık mavi gözleri tombul yanaklarına gömülmüş bodur hemşirenin yardımıyla tekerlekli sandalyeye oturtulup çekime gittim. Emar cihazına sokuldum. Oradaki görevli panikleyecek olursam içeriden basacağım düğmeyi gösterdi. Sakın ihmal etmeyin, bazı hastalar panikten kalp krizi geçirip cihazın içinde ölüyor, dedi. En iyisi gözlerinizi kapatın. Gözlerimi kapatmadım. Tabut gibi bir yere yatırılıp, karanlığın dibine doğru itilişimi izledim. Derin bir mezarda, üstü sıkıca kapatılmış tabutta kalışım uzadıkça midem bulanmaya, kalp atışlarım hızlanmaya başladı. Gözlerimi kapattım. Emar raporları temiz çıktı. Bir beyin hasarı yok. O halde hafızamla ilgili bir sorun olamaz, dedim. Nörolojik anlamda olmasa da hatırlayışınızdaki bozukluk psikolojik olabilir. Bir travma geçirdiniz. Beni zorla deli çıkaracaklar. Cevap vermek üzere ağzımı açmıştım ki vazgeçtim. Ne kadar az konuşursam o kadar iyi. Bakalım siz mi daha kurnazsınız, yoksa ben mi? Bu kez de sakinleşmem için iğne yaptılar.

27 Mayıs, Pazar, 10:17

Hastanenin metalik grisinde yankılanan bir ses, “Su yüzüne çıkamayan hayalindeki görüntüler için sana dil getirdim” diyor. Alfabenin harfleri çekmecende. Ne alfabesi? Yüksek sesle soru sormuşum gibi, karşılık geldi: “Bütün alfabelerin anası Atlantis Alfabesi işte.” Yattığım yerden doğrulmaya çalıştım. İlk gördüğüm, Atlantis Alfabesi’nin kullanıldığı yerlerin işaretlendiği bir haritaydı. Önümde büyükçe bir defterin orta sayfası açılmıştı. O sırada kafam dağınık olmalıydı ki, haritadaki harfleri okuyamıyordum. Selanik’ten Beyrut’a, İzmir’den İskenderiye’ye kadar Levant coğrafyasını görüyordum. Larnaka’ya pek uzak olmayan Atlantis şehri haritada işaretlenmişti. Ne var ki, yön gösteren oklar Kudüs’ü işaret ediyordu. Bense bunun, iri karınlı küplerde yetmiş seksen yıl saklanan şaraplarımızın, özellikle muscat cinsinin, nasıl da şifa verici bir güç kazandığını anlatan peder Stephane Lusignan zamanından kalma bir şarap ihracat haritası olduğunu sanıyordum. Venedik, Floransa, Napoli, Marsilya, Paris, Londra gibi Kıbrıs şaraplarının ihraç edildiği ortaçağ kentlerinin haritada gösterilmeyişini eleştirmek için hesapta olmayan bir köşeyazısı yazmam gerekecekti. Oysa Platon’a, dolayısıyla ilkçağa atıfta bulunan daha kaliteli bir yazı kaleme almak niyetindeydim. Böyle karışık düşüncelerle gözlerimi ovuştururken, haritayı tutan koca gözlü bir kadın, toprak rengi pelerinini açarak yaklaşmaya başladı. Altından bir pelerin daha ve bir daha. Kadın yaklaşınca kir pas içinde olduğunu farkettim. Giydiği de pelerin değilmiş, üst üste çullar, yırtık dökük gömlekler. Arkası yırtmaçlı kahverengi eteği çamurla sıvanmışçasına öyle bozulmadan duruyor. Sesi yankılarla gidip geldiği için yumuşak tonda mı, sert mi, kestiremedim. Gövdesi iri ve ağır. Pelerin sandığım çulları birer kanada benzediğinden, onu, her an uçabilecek bir yaratığa çevirmiş. “Nereden tanışıyoruz” diye sormuş olmalıyım. Platon üstüne çalıştığımdan haberdarmış. İyi de, bu konuya üstünkörü gönderme içeren bir iki köşeyazısı dışında doğru dürüst bir şey yazmamıştım ki henüz. Gazete okuyacak birine de benzemiyor. Yoksa evsiz barksız bir dilenci mi? Hastaneye nasıl girdi? Hasta ziyaretinin öğleden sonra başlayacağını sanıyordum. Tanımadığım bu kadının kazadan nasıl haberi oldu? İnşallah ajanslarda bir haber yer almadı. Bu iş kesinlikle dallanıp budaklanmamalı. Hemşire de ortalıkta yok. Arkadaşımı gördüğünü söylüyor kadın. Omzumdaki ağrıyı unutarak birden başımı kaldırdım. Ani bir acıyla attığım a’aah çığlığının içinden sordum: İyi mi arkadaşım? Eskisinden bile iyi. Ama nasıl olur? Arkadaşım yardım için seslenince mi görebilmiştiniz onu karanlıkta? Cep telefonum ıslandı, çalışmıyor. Lütfen polise bulunduğu yeri haber veriniz. Hemşireye de söyler misiniz, ambulans göndersinler. Kadın duruşunu bozmadan oturuyor. “En iyisi Bahçıvan Bey’den bilgi almanız” dedi. Bahçıvan Bey de kim? Hayretle bana baktı: Bahçıvan Bey işte. O an, kadının pelerine benzeyen çullarından su damladığını farkettim. Yatak ıslanacak. Hemşireyi çağırmak için bir zil olacaktı. Hangi yandaydı? Kolumu da kıpırdatamıyorum ki. Islaklığın içime işlediğini hissettim. Kan ter içinde uyandım.

27 Mayıs, Pazar, 10:52

Gözlerimi açtığımda Kostas yanımda oturuyordu. Henüz geldim, dedi, geçmiş olsun. Sandalyeyi çekerken çıkardığım gürültüden uyandırdım seni. Daha uyuyacaksan beklerim. Gözlerim kayarak mahmur bir sesle, yok, dedim, konuşmamız lazım. Rüyada mı, gerçekte mi konuştuğumu kestiremiyordum. Kendi sesimi, üçüncü bir kişinin sesi gibi işitiyordum. Hâlâ beni derinlere çekiyor uyku. Yatağımın yanında biri otururken rüyama devam etmem imkânsız. Gözlerimi ovuşturdum. Arkadaşımdan haber var mı? “Arkadaşından haber var mı?” diye tekrarladı ağır bir sesle Kostas. Arkadaşın var mıydı? Hepiniz beni deli çıkarmak için anlaşmış gibisiniz. Seninle konuşabileceğimi sanmıştım. Bu durumda deli çıkman senin için daha hayırlı. Gittiğin doğumgünü partisinden yalnız ayrılıp, arabana tek başına bindiğinin kanıtlanması en iyi çözüm. Her yere bakıldı, “Arkadaşım” dediğin kişiye ölü ya da diri rastlanamadı. Esra mıydı adı, o kıza da soruldu. Arkadaşın onun evine gitmemiş. Kostas bir an susup, göğüs geçirdi. Sandalyeden taşan kalçaları, kalın bacakları, kat kat kıvrılan göbeği titredi. Arkadaşın dahil verdiğin isimlerden ikisi Türkçe. Doğumgünü partisine gittiğin kişi, eskiden Türk bir adamla evli olup İstanbul’da yaşıyormuş. BM aracılığıyla Türk tarafına bilgi vermek zorunda kalacak polis. İş büyüyecek, Rum-Türk meselesine dönecek. Bu absürd, dedim. Siz gazete yöneticileri her şeyi Rum-Türk meselesine döndürdüğünüz için, bunu da öyle algılıyorsunuz. “Biz gazete yöneticileri” diye tekrarladı yine Kostas. Arkadaşım, Türk yönetimi tarafından sevilmezdi. Ölüsünü sevecekler. Rumların, bir Rum dostunu bile hunharca öldürdüğünü söyleyip propaganda yapacaklar. Siz büsbütün şaşırmışsınız! Arkadaşım, benim elimden cinayete mi kurban gitti yani? Hayır, şehit oldu.

ANASAYFA YAŞAMÖYKÜSÜ FOTOĞRAFLAR KİTAPLAR İLETİŞİM